Guts...yürekteki ince sızı, güçlü olmaya lanetler yağdırtan savaşçı ve dâhi çocuksu ruh... Dolaysızlığın ete kemiğe bürünmüş büstü!.. Hikayesi baştan sona acıyla yoğrulmuş; hüzünlenmesine dâhi izin verilecek kadar acı tarafından müsaade edilmemiş, fırtınaların en fırtınalılarından her defasında ama sapasağlam, ama yarım yamalak çıkmanın parmakla gösterileni... En tanrı inancı dipdiri olan insana dâhi "Bu dünya neden bu kadar acıyla dolu ve bir insan neden bu kadar acıyla yüzleşebiliyor!.. ("?" değil,"!". Çünkü bu, esasında sorudan öte bir serzeniş ve sitemdir)" diye sordurtan bir hayat hikayesidir Guts'ın acıklı hikayesi... Karakterin ve yaşanılan onca acı olayın kurgu olması durumu bu acı serzenişin gerçekliğini hiçbir şekilde değiştiremez. Çünkü her ne kadar kurgu dâhi olsa da, mümkün kıyısı olan ve kuvvetle muhtemel daha evvel yaşanmış, şu an yaşanıyor, yahut da gelecekte yaşanılabilecek acılardandır Guts'ın acıları... İnsanı en çok ...
"Bakın bana! Bakın bana! İçimdeki canavar bu kadar büyüdü!.." (bari bari, kuşa kuşa, baki baki, gokun...) Bu dünyada ilk defa birini ve o birinin içsel motivasyonunu bu denli iyi anlayabildiğim için memnuniyet duydum. Johan karakteri, sanki asırlardır üzerimde kirli bir yapışkanlık gibi duran yalnızlığımı ve anlaşılmazlığımı ortadan kaldırmış gibi geldi bana. İlk defa bu duyguyu bu denli derin hissettim Johan'la... Kimsenin hiçbir şekilde fark etmediği ve benim hayretle bunu gördüğüm ince bir ayrıntı bırakmak istiyorum Johann hakkında: İnsanlar, Johann'ın nasıl bu kadar vahşi olabildiğine anlam veremiyor. Tamam, insanları öldürmesi anlaşılabilir, ama peki ya çocukları intihara zerk etmesi?! Bunun sebebi aslında o denli basit ve o denli anlaşılabilir ki, insan hayretler içerisinde kalabiliyor. O basit sebep şu; Johann, kendisi de henüz küçücük bir çocuk gibi. Asla büyümemiş ve asla büyüyemeyecek bir çocuk Johann. Çocuklukla lanetlenmiş biri... İnsanları ö...
Yorumlar
Yorum Gönder